26 Ocak 2016 Salı

Dünyanın İlk Aşk Mektubu Türkiye'de Yazıldı

Gün geçmiyor ki dünya tarihinde bu toprakların izni olmadan kayıtlarda değişmeler yaşanmasın. Tarihin her sahnesinde vezirlik makamından daha aşağıya düşmeyen bu bölgede yaşayan insanlar bir çok oluşuma tanık oldu. Onlardan biri de ilk aşk mektubu. Artık topraklarda ki kerametten mi bilinmez ama bu kuşakta aşk başka oluyor demek ki… Şimdi sizlere mektubun hikayesini anlatacağım.


Philadelphia Üniversitesi profesörlerinden Hilprecht, 1889-1900 yılları arasında Mezopotamya’nın Niffer Vadisi’nde bir kazı yaptı. Bu arada topraktan çıkarılan önemli bir vesika, içeriğinin ne olduğu bilinmeyen çivi yazısı ile yazılmış diğer binlerce levha ile birlikte, kazı yapılan yerin sahibi olan Osmanlı Hükümeti’ne teslim edildi. 70 bin levhanın içine sıkışmış bulunan bu tarihi vesika; 58 yıl sonra, dünyaca ünlü Sümerolog Muazzez Çığ ve Hatice Kızılay tarafından ele alındı. Bu taş levha üzerindeki yazının ne anlam içerdiği çözülünce, uzmanlar hayretler içinde kaldılar. Çünkü bu taş levha, dünyanın ilk aşk mektubuydu. Hem de Sümer Medeniyeti’nin en büyük kral ve kraliçesinin aşkını anlatan bir mektup…


Milattan önce 2300 2500 yılları arasında Mezopotamya’da yaşayan ve şahane bir güzelliğe sahip olan Enlil adında Sümerli bir rahibe, Kral Su-Sin’e aşıktı. Sümerlilerin yeni sene bayramında, tesadüfen kralın gözüne çarparak onunla evlenmeğe muvaffak oldu. Evlendiği gün de aşk ateşi ile, sevgilisi krala bir şiir yazdı. Gerçek sevginin sembolü olan şiir sarayda o kadar beğenildi ki, daha sonra o devrin en ünlü mûsıki üstadları tarafından bestelendi ve kısa zamanda halk arasına kadar yayılarak ebedîleşti… Aşkını taşlara kazıtan güzel rahibe Enlil, mektubunda şöyle yazıyor:


Güveyi, kalbimin sevgilisi,


Senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı


Beni büyüledin,


Senin önünde titreyerek durayım,


Güveyi, seni okşayayım,


Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,


Bağışla bana okşayışlarını,


Benim beyim Tanrım,


Benim beyim baygınlığım,


Enlil’in kalbini memnun eden Su-Sin’im,


Bağışla bana okşayışlarını.


Güzel bir rahibenin 4500 sene önce bir krala çivi yazısıyla yazdığı dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. İsteyen ve ya istemeyen herkesin görmesi gereken önemli bir belgedir. Aşkın kağıda dökülmüş ilk belgesi, benim gibi aşka inananların değer vermesi gereken büyük bir miras…


 

23 Ocak 2016 Cumartesi

Karamsarlık İnsanı Ötekileştirir

Çağımızın hızla büyüyen sorunlarından bir tanesidir diyalog eksikliği. Maalesef teknolojinin gelişmesiyle aile içerisinde yaşanan çözülmelerle birlikte aile fertlerinin birbirlerine karşı yabancılaşmasının bir sonucu olarak kendisine karşı da yabancılaştığı görülmektedir. Salgın bir hastalık olarak görülebilecek derecede büyüyen bu olumsuz durumun sonucunda insanların kendisini toplumdan soyutlamasının bir neticesidir karamsarlık.


Bilimsel olarak yapılan araştırmalar sonucunda tarihsel süreç içerisinde sosyal bir yaratık olarak empoze edilen insanın konuşarak iletişime geçmesi ve böylece acısıyla tatlısıyla her türlü paylaşımını yaparak rahatlayabilen bir yapıya sahiptir.


Uluslar arası anketlerin sonucu ciddi bir tehlike “ karamsarlık”


İnsanların iletişimsizliğinin bir sonucu olan karamsarlık, kısaca insanın kendi içerisine kapanması ve geleceğe karşı hiçbir beklenti içerisinde olamaması diye tanımlanabilir. Bunu tetikleyen en büyük olguyu sadece teknolojiye bağlamamız da doğru olamaz. Ekonomik durum, kültürel baskı, eğitim durumu, toplumun gelişmişlik düzeyi vb gibi birçok faktöründe etkilediğini söylememiz yanlış olmaz. Bununla ilgili çağımızın ünlü çalışma psikologlarının tarafından yapılan açıklamalar göz önüne alındığında ekonomik yetersizliğin ve çalışma koşullarının insanları sosyal hayata daha az zaman ayırmalarına neden olmakta bu tabii olarak insanların daha çok toplumdan soyutlanmasına zemin hazırladığı belirtilmektedir.


Karamsarlık ile ötekileşme arasındaki ilişki


Karamsarlık ilk olarak, doğuştan gelen bir özellik olarak algılandığı bu dönemlerde insanların bir ayıbı olarak değerlendirilmiş ve bir çözüm üretilmemiştir. Sonrasına gelişen toplum bilimleri ve sosyal davranışları içerisine alan bilimlerle tıp biliminin ortak bir payda da buluşmasıyla çözümlerin üretilmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Durum böyle olunca sosyal dışlanmaya maruz kalan insanların kendi içerisine kapanık olması aslında bir nevi ötekileşmenin de karamsarlığı doğurduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Yani ötekileşme karamsarlığın hem nedeni hem de sonucu olmaktadır. Bunun için özellikle çekirdek diye tabir edilen aile yapılarının oluşturulmasında bu konuya özellikle dikkat kesilmesi gerektiği bilim insanlarınca şiddetle önerilmektedir.


Dikkat edilmesi gereken faktörlerin neler olduğuna ilişkin birçok formül olmasına karşın en etkili yöntemin sevgi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bütün bu faktörlerin içerisindeki ortak payda sevgidir. Bunun için çocuk yetiştirmede bu konuya hassasiyet göstermeliyiz ki gelecekte karamsar bireylerin yetişmesinin önüne geçilmelidir.