28 Şubat 2016 Pazar

Televizyon, Transistor ve Akustik Hakkında

Televizyon


Televizyon, görüntüleri ve bu görüntülere ait sesleri dalgalar vasıtasıyla uzaklara götüren bir radyo sistemidir. Evlerimizde, televizyonumuzun alıcı ekranında seyrettiğimiz bu görüntüler ya siyah – beyaz ya da renklidir.


Televizyon da, sinema da, ışığın gözümüzün ağ tabakası üzerinde sürüp giden etkisi olayından yararlanır. Sinemada görüntünün tamamı kumaştan bir perde üzerine saniyenin 1/25’i kadar bir süre yansıtılır. Televizyon İse açık ya da koyu renk noktaların meydana getirdiği çizgi esasına dayanır. Bu çizglfçr, ışığın gözümüzdeki sürüp giden etkisiyle bize yansıtılan görüntüyü gözümüzde şekillendirir. Fransız televizyonu 819 ile 625 çizgi üzerinden Amerikan televizyonları 525 çizgi, Ingiliz televizyonları 425 çizgi, Türkiye televizyonları ise 625 Çizgi üzerinden yayın yaparlar.


Transistor


Radyo alıcılarının çoğu, içinde hem kalabalık eden, hem de kolay kırılabilen lambalar bulunduğundan fazla yer tutar. Ama günümüzde bu lambaların yerini alan ve “transistor” adı verilen küçücük elemanlar sayesinde kibrit kutusu kadar ufak cep radyolarının yapılması sağlanmıştır.


Transistorun özelliklerinin keşfi, elektrik ve elektronik araçlardan çoğunun hacimlerinin küçülmesine yol açmıştır. Düşük voltajlı küçücük bir pil bile eskiden şehir akımının ve transformatörlerin yardımıyla çalışan birçok elektrikli âleti, bugün çalıştırmaya yetmektedir. Transistor, germanyum madeninden yapılır. Transistorun kristali, yakalanan dalgaların seçilip ayrılmasına ve büyültülmesine yarar. Böy-lece radyonun lambası görevini karşılamış olur. Yeni bir buluş olan transistor, elektronikte büyük yeniliklere yol açacaktır.


Akustik


Sesler ve gürültüler havada yol alırken engellere çarpar, yön değiştirerek yankılar yaparlar. Akustik, sesi inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bilim sayesinde seslerin daha yumuşatılması ve rahatsız edici olmaktan çıkartılması sağlanmıştır.


Akustik alanındaki çalışmalar başlıca iki grupta toplanır: Seslendirme ve sesleri yok etme. Birincisi, tiyatro, konser salonu gibi yerlerin, seyircilerin sesleri veya müziği en iyi şekilde işitebilecekleri şekilde düzenlenmesiyle uğraşır. Akustiği iyi düzenlenmiş bir salonun her koltuğundan ses aynı derecede iyi işitilmeli sesin duyulmadığı yer bulunmamalıdır. İkincisi ise iş yerleri yahut evlerimizde ses kesici ya da sesin şiddetini düşürücü maddeler kullanarak çevremizdeki gürültüleri kesmekle uğraşır.


 

27 Şubat 2016 Cumartesi

Okaliptüs Ağacı, Baobab Ağacı ve Sekoya Ağacı

Okaliptüs Ağacı


Avustralya asıllı olan bu ağaç genellikle sıcak ve bataklık yerlerde yetiştirilir. Bu ağacın yapraklarının kokusu bu bölgelerin havasını daha sıhhî hâle getirir ve sıtma hastalığını yayan sivrisinekleri uzaklaştırır. Bu yüzden sıtma ağacı da denir.


Tahtasının rengi beyazla pembe arasında değişen pek çok Okaliptüs ağacı çeşidi vardır. Ama bütün bu çeşitlerden hepsinin de yaprakları yassı birer virgül biçimindedir ve rüzgârla beraber devamlı sallanır. Bu yaprakların gündüzleri, güneşin ışınlarından korunmak İçin büzülüp yüzeyini küçülttüğü söylenir. Yaprakların içinde eczacılıkta kullanılan yağlı bir madde bulunur. Bu yapraklar kurutulup sigara hâline getirilerek doktorlukta solunum yollarını temizleyip açmak için kullanılır. Tahtası, gemi yapımında kullanılan en makbul ağaçtır.


Baobab Ağacı


Bu garip ağaç Afrika’da yetişir. Uzaktan bakıldığı zaman baobab ağacı havaya doğru çevrilmiş muazzam bir kökü andırır. Gövdesi o kadar kaimdir ki birçoğunun çevresi 10-30 metre arasında değişir.


Baobab garip bir ağaçtır. Afrika’nın uçsuz, bucaksız düzlüklerinde yetişenlerden birçoğunun yüksekliği 40 metreye erişmesine karşılık, genç sürgünleri saksı İçinde evlerde bile yetiştirilebilir. Çoğunun gövdesinin içi boşalmış olduğundan, yerliler içerisini iyice temizleyip boşalttıktan sonra tahıl deposu, hatta bazı yerlerde aile mezarlığı olarak bile kullanırlar. Tahtası pek kullanışlı olmamakla beraber meyveleri yenilerce pek makbul tutulur. Kuyruk gibi ince uzun sapların ucunda asık duran meyvalarının etil kısmı un gibidir, tohumlarından da yağ elde edilir. Bu meyvelere maymun ekmeği denmektedir.


Sekoya Ağacı


Sekoyalar dünyanın en büyük, en iri ağaçlandır. Bu ağaçlar birkaç yüzyıl yaşayabilirler. Amerika ormanlarım gezen turistler kocaman sekoya ağaçları karşısında şaşkmlıklannı gizleyemezler.


Anavatanı Kaliforniya olan sekoya ağacı Amerika’nın çeşitli bölgelerinde yetişen, çam ve sedir ağacıyla akraba, kozalaklılardan dev bir ağaçtır. Bugün mevcut olan dev sekoyalardan bazılarının Isa Peygamber’den daha önce de var oldukları bilin, mektedlr. Bunların’birçoğu 100 metre yük. sekllğindedfr. Hattâ aralarında daha da yüksekleri, 150 metreye erişenleri bile vardır. Unutmamak gerekir ki İstanbul’daki Beyazıt kulesinin yüksekliği ancak 80 metre kadardır. Sekoyalardan bazılarının gövdesi öylesine kalındır ki orman yolunun geçmesi için gövdesi, tıpkı bir tünel gibi oyulmuştur.


 

22 Şubat 2016 Pazartesi

Külkedisi, Pamuk Prenses ve Küçük Deniz Kızı’nın Hikâyesi

Kül Kedisi


Bir peri tarafından korunan bahtsız genç kız, Perrault’nun masallarının ünlü kişisi. Bu tatlı ve sevimli kız, uzun süre hakaretlere ve eziyetlere göğüs gerdi. Üvey annesinden ve onun İki kızından kötü muamele gören Kül Kedisi, sonunda hizmetçi yerine konur ve mutfağa kapatılır. Genç kız orada, ocağın külleri arasında hüzünlü bir hayat sürmeye başlar. Onun «çok üşüyen ve ateşin başından ayrılmayan, uyuşuk, yumuşak başlı» kimseler için kullanılan «Kül Kedisi» takma adı buradan gelir. Derken bir akşamüstü, Kül Kredisi’ne vaftiz analığı yapan bir peri, onun imdadına koşar: Kül Kendisi’nl çok güzel elbiselerle giydirir ve onu şatafatlı bir arabayla kralın oğlunun verdiği baloya gönderir. Prens, bu çok güzel, esrarlı ve hiç kimsenin tanımadığı kıza hayran kalır. Külkedisi ise gece yarısı oradan aceleyle ayrılırken, küçük camdan ayakkabılarından birini düşürür. Prens, bu güzel ayakkabı sayesinde Kül Kedisini bulur ve onunla evlenir.


Pamuk Prenses


Alman masallarının kahramanı, 1812’de Grimm kardeşlerin kaleminden doğdu. Amerikalı ressam ve filim yapımcısı Walt Disneyiykbir filminde, Yedi Cüceyle birlikte ölümsüzleşti. Pamuk Prenses çok güzel bir kızdı, o kadar ki üvey annesi onun güzelliğini kıskandı ve ondan kurtulmak için Pamuk Prensesi öldürtmeye karar verdi. Ama Pamuk Prensesi Öldürmekle görevli cellât ona acıdı ve bu güzel kızı ormanda serbest bıraktı.


Ormandaki kuşlar ve diğer hayvanlarla arkadaş olan Pamuk Prensesi, tatlı küçük ihtiyarcıklar olan Yedi Cüce, yanlarına aldı. Ve ormandaki hayvanlarla birlikte mutluluk İçinde yaşamaya başladılar. Ama bir gün Pamuk Prenses’İn üvey annesi İntikam almak için yaşlı bir cadı kılığında çıkageldi. Ve Pamuk Prensese kırmızı bir elma verdi. Genç Kız büyülü elmayı ısırır ısırmaz uykuya daldı. Ama komşu ülke padişahının oğlu, güzel prens, onu öptü ve büyü bozuldu. Cadı ise kayalardan yuvarlanarak kötülüğünün cezasını buldu.


Küçük Deniz Kızı


Yarı kız, yan balık şeklinde masal kahramanı, 1837’de Hans Christian Andersen’in kaleminden doğdu. Danimarka’nın sembolü olan heykeli, Kopenhag limammngirişinde yer almaktadır.


Küçük Deniz Kızı’nın vücudu, ablasınınki gibi başından beline kadar dilber bir kız, belinden aşağısı İse balık şeklindeydi. Tatlı ve ahenkli bir sesi vardı. Günün birinde kralın oğlunu gören ve görür görmez de ona gönlünü kaptıran küçük Denizkızı Prens’in çevresine katılabilmek için de iki ayağa sahip olmayı bütün kalbiyle arzu etti. İsteği gerçekleşmiş, ama ona çok pahalıya mal olmuştu. Bundan böyle Küçük Deniz Kızı, eşsiz bir zarafet ve hafiflikle dans edebilecek, fakat buna karşılık, attığı her adım ona dayanılmaz acılar verecek ve hiçbir zaman konuşamayacaktı! Bu korkunç şartları seve seve kabul etti Küçük Deniz Kızı. Sonra günün birinde prens, başka bir kızla evlenince kalbi kırılan Küçük Deniz Kızı, bir daha görünmemek üzere denizin derinliklerinde kayboldu.